İşçiler, iş ilişkisini sona erdirmeye karar verdiklerinde çoğu zaman ‘nasıl istifa edeceğim’, ‘ihbar sürem ne kadar’, ‘hemen işten ayrılabilir miyim’ ve ‘bunun sonuçları ne olur’ gibi sorularla karşı karşıya kalmaktadır. Uygulamada bu sorulara net cevaplar verilmeden yapılan fesih işlemleri, işçinin kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacakları bakımından ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir. Bu makalenin amacı, işinden ayrılmak isteyen işçilere yol göstermek; istifa ve haklı nedenle fesih kavramlarını temel hatlarıyla açıklayarak, iş sözleşmesinin sona erdirilmesinin hukuki sonuçlarına ilişkin farkındalık oluşturmaktır.
İşçi iş sözleşmesini kendi iradesiyle sona erdirmeye karar verdiğinde, belirsiz süreli iş sözleşmeleri bakımından istifa söz konusu olur. İstifa, işçinin tek taraflı fesih iradesini işverene yöneltmesiyle hüküm doğuran bir işlemdir ve kural olarak ihbar süresine uyulmasını gerektirir. 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca ihbar süreleri işçinin kıdemine göre belirlenmiş olup, 6 aydan az kıdemi bulunan işçiler için 2 hafta, 6 ile 1,5 yıl arası kıdemi bulunanlar için 4 hafta, 1,5 ile üç yıl arası kıdemi bulunanlar için 6 hafta ve üç yıldan fazla kıdemi bulunanlar için 8 hafta olarak uygulanır. İşçinin bu süreler boyunca çalışmaya devam etmesi veya işverenle anlaşarak ihbar süresini fiilen çalışmadan geçirmesi mümkündür. Ancak işçi, ihbar süresine uymaksızın işten ayrılırsa, işverenin ihbar tazminatı talep etme hakkı doğar. Bu nedenle “hemen işten ayrılma” iradesinin, çoğu durumda ihbar tazminatı yükümlülüğünü beraberinde getirebileceği göz ardı edilmemelidir.
Buna karşılık 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenen haklı nedenle fesih halleri mevcutsa, işçi iş sözleşmesini derhal sona erdirebilir. Ücretin hiç ya da zamanında ödenmemesi, fazla mesai ücretlerinin karşılığının verilmemesi, mobbing, sağlık ve ahlak kurallarına aykırı davranışlar gibi durumlar haklı fesih sebebi oluşturabilir. Haklı nedenle fesih halinde işçi ihbar süresine uymak zorunda olmadığı gibi, kıdem tazminatına ve ödenmeyen işçilik alacaklarına da hak kazanır. Bu noktada, fesih iradesinin doğru hukuki kavramlarla ortaya konulması büyük önem taşır. Gerçekte haklı bir fesih sebebi bulunmasına rağmen, “istifa ediyorum” şeklinde bir beyanla iş sözleşmesinin sona erdirilmesi, ileride açılacak davalarda işçinin ispat yükünü ağırlaştırabilir.
Haklı nedenle fesih sonrası işçinin kıdem tazminatı, ücret, fazla mesai, yıllık izin gibi alacaklarını talep edebilmesi için öncelikle zorunlu arabuluculuk yoluna başvurması gerekmektedir. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması halinde, iş mahkemesinde dava açılır. Bu süreçte fesih tarihinin, fesih sebebinin ve talep edilecek alacak kalemlerinin açık ve tutarlı şekilde ortaya konulması, uyuşmazlığın sağlıklı şekilde çözümlenmesi açısından belirleyicidir.
Uygulamada zaman zaman işverenin, işçinin istifasını kabul etmediğini ileri sürdüğü de görülmektedir. Ancak hukuken istifa, karşı tarafın kabulüne bağlı bir işlem değildir. İşçinin fesih iradesi işverene ulaştığı anda hukuki sonuç doğurur ve iş sözleşmesi, ihbar süresi sonunda veya haklı nedenle fesih halinde derhal sona erer. Bu nedenle işçinin fesih beyanını yazılı ve ispatlanabilir bir şekilde iletmesi; noter aracılığıyla, iadeli taahhütlü posta veya delil niteliği taşıyan elektronik yolları tercih etmesi, olası uyuşmazlıklarda önem arz eder.
Sonuç olarak, işten ayrılma kararı tek başına yeterli olmayıp, bu kararın hangi hukuki yol izlenerek hayata geçirildiği işçinin haklarını doğrudan etkilemektedir. İstifa ile haklı nedenle fesih arasındaki farkın bilinmemesi, telafisi güç hak kayıplarına neden olabileceğinden, iş sözleşmesini sona erdirmeden önce hukuki sonuçların dikkatle değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
